;
top of page

MİTOLOJİ ÜZERİNDEN ERİL DİŞİL DENGESİNİ ARAŞTIRAN BİR YAZI

  • ipek kigan
  • 13 Eki
  • 6 dakikada okunur

Mitolojiyi severim. Astrolojiyi mitolojinin fantastik dünyasıyla birlikte anlamlandırmak ve birbirini ne kadar derinden beslediğini görmek çok etkileyici gelir bana. Özellikle Yunan ve Roma mitolojisine, astrolojiyle çok bağlantılı olduğu için ayrı bir ilgim var.

Yine bir gün, adları “12 Olimposlu” olarak geçen tanrı ve tanrıçalar hakkında okuma yaparken öğrendiğim bir bilgi çok ilgimi çekmişti. Sanırım kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliğin ilk nerede başladığını ya da daha doğrusu bu dengeyi bozmak isteyenlerin ilk nerede efsanelere müdahale ettiklerini fark etmiş olabilirim!

Merak mı ettiniz ne olduğunu? Öyleyse şöyle bir Olimpos’a gidip, olaylara yakından bakalım!

12 Olimposlu 

Titanlar’ın kralı Kronos annesiyle bir olup, babası Gök Tanrısı Uranüs’ü hadım ederek devirdikten sonra korkuyla yaşamaya başlar. Yaptığının kendi başına gelmesinden öyle korkar öyle korkar ki doğan çocuklarını bir bir yutar. İlk doğan çocuğu Hestia’dır. Ardından Demeter, Hera, Hades ve Poseidon gelir. En son Zeus olur ve Kronos’un karısı Rhea, Zeus’u babası tarafından yutulmadan kaçırmayı başarır. Onun gizlice büyümesini sağlar. Zeus genç ve güçlü bir tanrı olduktan sonra geri döner ve Kronos’un en büyük korkusunu ona yaşatır. Zeus babasını yener, kardeşlerini kurtarır ve yönetimi devralır. Böylece Titan hükümranlığı biter ve Olimpos tanrı ve tanrıçalarının devri başlar. 

Baş tanrı ve adalet temsilcisi olarak Zeus kardeşleri ve çocuklarından oluşan bir yönetim kurar. Kurduğu Olimpos Meclisi 12 kişiliktir. Hades yeraltına gönderildiği için aslında en önemli işi yapmasına rağmen bu 12 görevlinin arasında sayılmaz. Zeus; kardeşleri Hera – ki sonra ebedi karısı olur- Poseidon, Hestia, Demeter, Uranüs’ün kızı Afrodit ve çocukları Hermes, Apollo, Artemis, Athena, Hephaistos ve Ares ile Olimpos ahalisini oluşturur yani bilinen ismiyle “12 Olimposlu”yu! 

Her bir tanrı ve tanrıçanın kendine has özelikleri ve ilgi alanında olan konular vardır. 6 tanrı ve 6 tanrıçadan oluşan bu meclis hem Olimpos’ta hem de yeryüzünde yaşamı düzenler. 

Dişil ve eril dengesi eşit bir şekilde dağılmış bu sistem bir gün Zeus’un ablası Ocak Tanrıçası ve Kutsal Ateşin Koruyucusu Hestia’nın sessizce yerini Şarap ve Zevk Tanrısı Dionysos’a  bırakarak, yeryüzünde insanlar arasında yaşamaya başlamasıyla bozulur! 

İşte cevabını arayıp bulamadığım nokta da tam burası! Evlerin, yuvaların, ailelerin koruyucusu, saf, temiz, sessiz tanrıça Hestia neden bütün gücünü terk edip yerini Şarap Tanrısı’na bırakmıştı? Üstelik bu değişim bütün dengeleri alt üst etmiş, o günden sonra 7 tanrı ve 5 tanrıça mitoloji dünyasının sahibi olmuştu! Yani artık son söz tanrılarındı!!

Yoksa yüzyıllarca bereketli ve koruyucu ana tanrıça olarak kabul görmüş Hekate’nin karanlık ortaçağ döneminden sonra karşımıza birden büyücü cadı, korkutucu yeraltı tanrıçası olarak çıkması gibi, bu da mitoloji tarihini değiştirmek isteyenlerin hileli bir oyunu muydu? 

Bilemiyoruz tabii. Ama bana oldukça olası gözüken bu fikrin peşinde biraz daha ilerlemeden önce size Hestia ve Dionysos’u biraz tanıtmak istiyorum.

Ocak Tanrıçası ve Kutsal Ateşin Koruyucusu Hestia

Yunan ve Roma mitolojisinde aynı tanrı ve tanrıçaların farklı isimleri ve biraz değişen özellikleri vardır. Yunan mitolojisinde adı Hestia olarak geçen ‘Ocak Tanrıçası ve Kutsal Ateşin Koruyucusu’ tanrıçanın Roma mitolojisindeki ismi Vesta’dır. (Bu isim güneş ışığını fazlasıyla yansıtan sıra dışı volkanik yüzeyiyle Güneş sisteminin en parlak asteroidine de verilmiş.) (Bu arada küçük bir bilgi: Güneş sistemimizdeki gezegenlere ve asteroidlerin çoğuna Roma mitolojisinde yer alan isimler verilmiştir.) 

Bu arada ben kendisine Hestia demeye devam edeceğim. Nedense bu ismini daha çok seviyorum.

Yunan ve Roma mitolojisindeki en önemli 4 tanrıçadan biri olan Hestia, Kronos ve Rhea’nın ilk kızları; Zeus’un ablası ve mitoloji dünyasının en sessiz, en olaysız, adı hiçbir kirli işe karışmamış tanrıçası. 

Hestia, Apollon ve Poseidon gibi çok önemli iki tanrıyı reddederek sürekli bakire kalmayı özgür iradesiyle ‘seçmiş’ ve kendini görevlerine adamış bir tanrıça. Eski dönemlerde bir ateşin yakılması ve sönmeden korunması çok zor olduğu için bu kutsal bir görevdi ve bunu yapabilmek odaklanmayı ve güçlü bir adanmışlığı gerektirirdi. Ayrıca yakılan bu ateş herkesin bir araya gelip toplandığı merkezleri, hem de aile üyelerinin evlerinde bir araya geldiği ocak başlarını anlattığı için aile ve devletin birliğini de temsil ederdi. İşte bu kutsal ateşin ve ocakların koruyucusu Hestia’nın önceliği evlerdi, ancak toplumu korumak da onun görevleri arasında yer alıyordu. Bu sebeple evlerin yanı sıra kamu yapıları, toplantı alanları ve topluma ait mülkler de egemenlik alanına girmekteydi. 

Her zaman evinin ve ailesinin yanında kalmayı seçtiği için Hestia’nın mitolojik hikayelerde çok fazla macerası yer almaz. Bu yüzden de çok popüler olmayan tanrıçalardan biridir. Bunun diğer bir nedeni de onun son derece lekesiz bir tanrıça olarak algılanması ve hakkında dedikodu bile yapılmamasından kaynaklanır. Hestia’nın bu kutsal konumu son derece önemlidir. Büyük bir erdem sahibi olan tanrıça diğerlerine kıyasla daha özel tutulur. Olimpos’u terk edip, yaşamak için insanların arasına karışan bir tanrıçadan söz ediyoruz.  Gücünden, elindeki sonsuz imkanlardan vazgeçen böyle bir tanrıçaya saygı duymamak imkânsız tabii!

Hestia, heykel ve resimlerdeki tasvirlerinde genellikle olgun bir kadın olarak betimlenir. Ocak ateşi dışında, eşek ve domuz da sembolleri arasında yer alır. 

Astrolojik olarak bakıldığında ise Vesta asteroidi simgelediği diğer birçok konunun yanında esas olarak odaklanma, bir yola ve amaca tutkuyla adanma, bunun için yapılan fedakarlıklar, inziva, ibadet, meditasyon, kişisel zevklerden arınma, ev, aile konularını ve en önemlisi kişinin kendi ruhuyla derin ilişki kurabilme potansiyelini anlatır. Ve tabi bunları yapabilecek çok güçlü, öz disiplini yüksek, kendine yeten bir psikolojik yapıyı...

Şimdi de yerini devrettiği Dionysos’a bakalım biraz. Neredeyse tanrıçanın tam zıddı özellikler sergiliyor!

Şarap, Şenlik ve Zevk Tanrısı Dionysos

Dionysos’u düşününce insanın aklına bir elinde şarap şişesi diğer elinde üzüm salkımı ile dolaşan bir tanrı görüntüsü gelse de aslında eğlence düşkünlüğünün yanı sıra öfkesinin de çok olduğu söylenen, hatta ruh halinin sürekli dalgalanması yüzünden manik depresif rahatsızlıkla özdeşleştirilen bir mitolojik simge kendisi. 

Şarap ve şenlikleri sevdiği, insanlar arasında vakit geçirmekten hoşlandığı, ona tapan müritlerinin olduğu ve onların da zevk ve eğlence içinde yaşamaları için elinden geleni yaptığı düşünülen Dionysos Olimpos’un sevilen tanrılarından biriydi.

12 Olimposlu’nun arasına en son dahil olan, Hestia’yı yerinden ederek bütün dengeleri alt üst eden bu tanrı aslında var olabilmek için büyük mücadele vermiş ve hatta doğumu bile iki kere olmuştu. Onu ortadan kaldırmak isteyen ise; mitoloji dünyasının en korkulan, Zeus tarafından yüzlerce kere aldatıldığı halde Zeus’dan hesap sormak yerine onunla olan kadınlara veya ondan doğan çocuklara felaketler yağdıran ama “ne olursa olsun asla kocasını ve evini terk etmeyen eş” tanrıça Hera!

Zeus’un Semele’den olan oğlu Dionysos’un dünyaya gelişine ilişkin farklı söylenceler var. Biri Zeus’un bir ölümlü kılığına girerek Semele’yi baştan çıkarması ile başlıyor. Ve tabi Hera her zamanki gibi kıskançlık krizine girer ve kılık değiştirerek Semele’nin yanına gider. İyi bir arkadaş gibi ona yaklaşan Hera, sevgilisinin gerçek yüzünü göstermesi gerektiğine dair Semele’yi ikna eder. Semele Zeus’un gerçek hali ile karşılaşınca onun tanrısal görüntüsünün etkisine dayanamayarak ölür. Zeus o sırada 7 aylık hamile olan Semele’nin karnındaki bebeğini alarak kendi baldırına yerleştirir ve bir süre sonra Dionysos doğar. 

Başka bir versiyonda ise Hera, Dionysos’u doğduktan sonra onu öldürmeye çalışır. Titanları göndererek bebeği parçalatır. Zeus yetiştiğinde ise oğlundan geriye sadece kalbi kalmıştır. Zeus kalbi alarak Semele’nin onu yemesini sağlar ve böylece Dionysos tekrar doğar. 

Her 2 hikâyede de vurgulanan Dionysos’un yeniden doğmasıdır. İşte bu nedenle ismi “iki kez doğan” anlamına gelir. Dionysos’un Roma mitolojisindeki ismi ise Bacchus’tür. Şarap, bitki, bereket ve tiyatro tanrısı olarak geçer. Üzüm asması, sarmaşık, panter, asa ve bolluk boynuzu simgelerindendir. 

Dionysos, doğduktan sonra Zeus onu Hera’dan saklamak ister. Bir dönem oğlağa dönüştürülerek gizemli Nysa ülkesinde yaşar. Yine bir dönem kız çocuğuna çevrilir. Sürekli seyahat ederek yer değiştirmek zorunda kalır. Gerçek kimliğine tekrar dönüştüğünde ise Hera onu yine bulur ve delirtir. Aklını yitiren Dionysos yıllarca dünya üzerinde dolaşır. Frigya’dan geçerken toprak ve verimliliğin büyük tanrıçası Kibele onu korumasına alır, iyileştirir ve eğitir. Dionysos bu süre içinde Kibele’nin dinsel törenlerini ve uygulamalarını öğrenir.  Ve bundan sonra verimlilik, şarap ve şenlik tanrısı olarak anılır. 

Bu arada oldukça havai bir tanrı gibi gözükse de Dionysos, Girit Kralı’nın kızı Ariadne’ye âşık olup evlenir ve birçok çocuğu olur.

Tanrı Dionysos’a tapan insanlar onun adına özellikle gece vakti ve ormanda ayinler gerçekleştirirmiş. Ayinlerinde bol bol şarap içilir, çılgınca danslar edilir, içkinin etkisiyle büyük coşkuya kapılan insanlar kendilerini tanrılar kadar yüce ve güçlü hissederlermiş. Ah alkol sen nelere kadirsin ☺ Ayrıca Dionysos adına düzenlenen bağ bozumu şenlikleri sayesinde ilk tiyatronun da temelleri atılmış. 

Astrolojide Bacchus asteroidi içki, alkol, uyuşturucu, bağımlılık sorunları, disiplinsizlik, bağ ve bahçeler, çam ve köknar ağaçları, zehirlenme, üzüm bağları, tıbben uyuşturan ilaçlar, keçi, keçi sütü, kuş sütü, kendini meşgul etme ya da içerek unutma isteğiyle duygulardan kaçınma gibi durumları anlatır. 

Evettt, gördüğünüz gibi görev ve sorumluluğunu asla unutmayan, tüm hayatını kutsal ateşin yanması ve aile birliğinin devamına adayan tanrıça Hestia Olimpos’taki yerini, şenlikler düzenleyen, insanların kendini tanrı gibi sanmasını sağlayacak şarap ayinleri ve ritüeller yaptıran, uç ruh halleri arasında gidip gelen bir tanrıya teslim etmiş. 

Ve Hestia’nın bu gidişiyle sanki tanrıçalara göre tanrıların sözünün üstünlüğü ve başkaları için kendini adayan, çalışan, emek harcayan bir tavrın değil, kendini kandıran, gerçeklerden kaçan, sadece hazzın peşinden koşan bir yaklaşımın daha değerli olduğu anlatılmak istenmiş. Belki kolektif bilinçaltımıza bu mesajın yerleşmesi için tarihin bir yerinde yüzyıllardır süregelen bu söylenceler değiştirilmiştir!

Veya tüm bunlar ablası Hestia’yı doğduğu günden beri kıskanan Hera’nın başının altından çıkmış olabilir! Kim bilir! ☺

Kaynakçalar: Mitoloji 101 Kathleen Sears / Mitoloji Sözlüğü Azra Erhat / Yunan Mitolojisi Karl Kerenyi

 
 
 

Yorumlar


bottom of page